Bazı şehirler vardır; yalnızca taşına, toprağına bakarak
anlayamazsınız onları. Çünkü bazı mekânların anlamı, üzerinde yürüdüğünüz
yollardan değil, taşıdığı hatıralardan
gelir. Söğüt de böyledir. Oraya gittiğinizde yalnızca bir ilçeyi değil, bir milletin
kuruluş hafızasını, bir medeniyetin ilk adımlarını ve yüzyıllar öncesinden bugüne
ulaşan bir sesi dinlersiniz.
Bilecik’in Söğüt ilçesi, Osmanlı Beyliği’nin kuruluş sürecinin önemli
merkezlerinden biri olarak tarihimizde müstesna bir yere sahiptir. Bu nedenle
her yıl binlerce insan, Ertuğrul Gazi’yi Anma ve Yörük
Şenlikleri vesilesiyle burada buluşur. Bu buluşma
yalnızca bir tören değildir. Geçmişle bugün arasında kurulan canlı bir köprüdür.
Ertuğrul Gazi’yi yalnızca Osman Gazi’nin babası olarak hatırlamak, onun
tarihimizdeki yerini daraltmak olur. O, zor şartlarda ayakta kalmanın, yurt
edinmenin, birlik olmanın ve geleceğe güvenle yürümenin sembol isimlerinden
biridir. Onun şahsında bir dönemin insanını, anlayışını, mücadele ruhunu ve
Anadolu’ya tutunan bir iradeyi görürüz.
Tarihini bilen insan, yalnızca nereden geldiğini değil, hangi değerlerle ayakta kaldığını
da bilir. Kökünü bilen ağaç nasıl fırtınaya daha dirençli durursa, geçmişini
bilen toplum da geleceğe daha sağlam yürür.
İşte Söğüt’ün asıl anlamı burada başlar.
Söğüt, yalnızca geçmişin hatırası değil; geleceğe bırakılmış
bir emanettir.
Bu emanetin önemli taşıyıcılarından biri de Yörük ve Türkmen
kültürüdür. Söğüt’te kurulan çadırlar, söylenen türküler,
çalınan sazlar, geleneksel kıyafetler ve yapılan ikramlar ilk bakışta bir şenliğin
renkli görüntüleri gibi görünse de aslında
çok daha derin bir anlam taşır. İnsanlar burada yalnızca eğlenmek için değil,
aynı kökün dalları olduklarını
hatırlamak için buluşurlar.
Bu yıl da Konya
Yörük Türkmen Derneği Başkanı Ahmet Ünsal ve dernek mensupları Söğüt’te çadırlarını kurarak bu anlamlı buluşmanın
içinde yer aldı. Üç gün boyunca ziyaretçilerini ağırlayan, çeşitli ikramlarda
bulunan ve kültürel değerleri yaşatan dernek, geçmişin yalnızca anlatılarak değil,
yaşayarak ve yaşatarak geleceğe taşınabileceğini gösterdi.
Ahmet Ünsal’ın, “Gençlerimiz geleneklerimizi ve kültürümüzü unutmasın,
Anadolu irfanından bihaber olmasın. Bize emanet edilen bu kutsal görevi gelecek
nesillere aktarabilmek için bütün bu zahmete severek katlanıyoruz” anlayışı,
aslında meselenin özünü ortaya koyuyor.
Çünkü kültür, yalnızca kitaplarda saklanırsa eksilir; hayatın
içinde yaşatılırsa geleceğe ulaşır.
Bugün bir çocuğun Yörük çadırında ozanın sazını dinlemesi,
bir gencin büyüklerinden kalan bir geleneği öğrenmesi, bir ziyaretçinin Türkmen
mutfağının tadına varması küçük bir ayrıntı gibi görülebilir. Oysa geleceğin
hafızası, işte böyle küçük görünen temaslarla oluşur.
Toplumları güçlü kılan yalnızca ekonomik imkânları değildir.
Ortak değerleri, hafızaları, kültürleri ve aidiyet duyguları da bir milletin görünmeyen
hazinesidir.
Bu yüzden Söğüt’te toplanıyoruz.
Ertuğrul Gazi’yi yalnızca anmak için değil; onun şahsında bir medeniyetin nasıl
doğduğunu hatırlamak, köklerimizi çocuklarımıza göstermek ve geçmişle gelecek
arasındaki bağı canlı tutmak için…
745 yıllık bir mazinin mirasçıları olmak elbette büyük bir
gururdur. Ancak asıl mesele geçmişle övünmek değil, o mirasa layık bir gelecek kurabilmektir.
Söğüt’e yalnızca geçmişi anmak için
gitmiyoruz; geleceğe kim olduğumuzu hatırlatmak için gidiyoruz. Çünkü milletler
yalnızca toprakla değil, hafızayla yaşar. Hafızasını kaybeden kökünü, kökünü unutan
yönünü kaybeder.
Ertuğrul Gazi’yi anmak, yalnızca
bir tarihi şahsiyeti hatırlamak değil; bir medeniyetin emanetini yeniden kuşanmaktır.
Söğüt’te bir çadır
kurulur; aslında bir milletin hafızası yeniden kurulur.
Çadırlar sökülür, şenlikler biter, kalabalıklar dağılır… Fakat
geride kalan hatıra, bir sonraki nesle emanet edilir.
Çünkü bizim kökümüz mazide, gözümüz
istikbalde, yürüyüşümüz daima birlik ve dirlik yolundadır.
Ne mutlu kökünü bilene…
Ne mutlu kökünü yaşatana…
Ne mutlu o kökten geleceğe bir bayrak taşıyana!
Söğüt’ten yükselen
ses, dünün hatırası değil; yarının çağrısıdır