KÜLTÜR - SANAT Başkan Mehmet Aydoğan; Gönül Köprüsü Kuruyoruz Uluslararası Konyalılar Konfederasyonu Başkanı Mehmet Aydoğan Türkiye’nin en aksiyoner STK’sı olarak hizmetlerini Konya Aydınlar Ocağında anlattı. İmdat YAYLA Yayın: 22-10-2026 15:51 8 dk okuma : A − A A + Konya Aydınlar Ocağı’nın düzenlediği Selçuklu Salı Sohbetlerine bu hafta Uluslararası Konyalılar Konfederasyonu Genel Başkanı Mehmet Aydoğan konuşmacı olarak katıldı. İzmir’de yaşayan ve memleketi Konya ile ilgisini hiçbir zaman kesmeyip STK faaliyetleriyle tanınan Aydoğan hatıralarını anlattı, Ulusal ve Uluslararası Konya Misyonu ve Vizyonu üzerine görüş ve tespitlerini dile getirdi.
Konevi derneği salonundaki programın açılış konuşması yapan Aydınlar Ocağı Başkanı Dr. Mustafa Güçlü öğrencilik yıllarından bu yana kültüre, vatana, sisteme damga vurabilmek, etki alanını artırabilmek için mücadele ettiklerini belirterek “Pek çok alanda eksik olduğumuzu fark ettik ve mesleki yoğunluk içinde eğitimle bunu tamamlayamayacağımız için konferanslardan, kültürel faaliyetlerden istifade ettik. 31 sene önce de Aydınlar Ocağınsda Salı Sohbetlerini başlattık ve hiç de aksatmadık ” dedi.
Tarihte iki yenilgisini Cezzar Ahmet Paşa ve Konyalı Koçbeker Ağa’dan alan ve bütün ideali Anadolu’yu, İstanbul’u alarak “Güneş Ülke Fransa’yı” tekrar ihya etmek olan Napolyon’un haritaya bakarak “Dünya tek devlet olsaydı ana gövdesi Türkiye, başkenti de İstanbul olurdu” dediğini hatırlatan Güçlü “Haritaya km bakarsa baksın, İstanbul dünyanın başkentidir, bunu kimse değiştiremez. Biz Konyalılar olarak ikinci, üçüncü derecedeki özelliğimi devam ettirmek derdindeyiz” diye konuştu. Daha sonra kürsüye gelen Uluslararası Konyalılar Konfederasyonu Başkanı Mehmet Aydoğan Sivil Toplum faaliyetlerinin önem ve zorluğuna işaret ederek “Ben 19 yaşımdayken 1975’de sokaktan çocukları, kahvehane köşelerinden gençleri kurtarmak için Beyşehir Gönenspor kulübünü kurdum.
1985 yılında Ege Bölgesi Konyalılar Derneği’ni kurdum. 1996 yılında İzmir’de Konyalılar Kültür ve Yardımlaşma Vakfını kurdum” dedi. Geçmişlerinin İzmir’de yüz yıldan fazla olduğunun altını çizen Aydoğan “1926’de ölen ve İzmir Karabağlar’da mezarı olan Beyşehirliler var.
Çanakkale Savaşında topçu iki arkadaş İzzettin ile dedem Yusuf yoğun İngiliz saldırısı sırasında (Kalan, ölenin adını çocuğuna versin) diye kavilleşmişler. İzzettin orada parça parça olup şehit düşmüş, dedemin de de sol kolu parçalanmış. Yürüyen yaralı ve sağlamları gemiye alıp İngiltere’ye götürmüşler.
Hastane koridorunda sıra beklerken gelen doktor yaralılara bakarak geçmiş. Sonra tekrar gelip, dedemin yüzünü kendisine çevirerek (Yusuf, sen değil misin?) diyor. Dedem de onu tanıyıp (Hocam, sen değil misin?) diyerek kucaklaşmışlar.
Babamın sülâlesine (Seyit gil) derlerdi. Köyde bizim odamız varmış, varlıklıymışız. İngiltere’deki hastanede dedemin karşılaştığı o İngiliz doktor, köyümüzde ve civar köylerde imamlık, vaizlik yaparmış.
Bizim odamızda kalmış, dedem bakmış. Düşünebiliyor musunuz; Kurutuluş Savaşından evvel İngiltere nasıl bir hesap kitap yapmış! Bir ülkeyi ele geçirmek için ajanlar yetiştirmiş, oranın dilini, dinin öğretip, orada imamlık yaptıracak seviyeye getirip köylere göndermiş. Bu dehşet verici bir şey.
Ülke olarak bu konularda tedbirli olmamız lâzım. Asrılar evvel adamlar Türk Enstitüleri kurmuşlar. DNA’larımızı, zafiyetlerimizi biliyorlar” diyerek devam etti.
Dedesinin, o doktorun ilgisiyle tedavi edilip, Türkiye’ye gönderildiğini, gemi ile İzmir’e geldiğinde de yokluktan Konya’ya dönemeyip çolak koluyla limanda bir müddet hamallık yaptığını anlatan Aydoğan “Biraz para biriktirince Beyşehir’e gelmiş ama geçim zorluğu nedeniyle İzmir’ gidip orada hayatını sürdürmeye karar vermiş. Limanda, farklı yerlerde hamallık, kahvehane işletmeciliği derken kuru kahveci Ermeni ve Yahudilerin yanında çalışıp çolak koluyla olukta kahve dövmüş. Çalışkanlığına hayran kalan diğer esnaflar köyden başkalarını da çağırmasını istemişler.
Böylece Gönen’den İzmir’e 15 kişi daha gitmiş. Kuru Kahveci ve baharat işi kapitülasyonlarda gayrimüslimlere verildiği için bizimkilerin dükkân açma hakkı yokmuş. Sonra Konyalı bir Vali gelince onunla görüşmüşler ve dükkân açmak istediklerini söylemişler.
O vali durumu hükûmete yazı ile bildirmiş ve bir ay sonra (Türkler de kuru kahve ve baharat işi yapabilirler) diye cevap verilmiş. Böylece bizimkilerin bazıları patronlarına ortak olmuş, bazıları dükkânı devralmış. Ermeni ve Yahudiler de perakendecilikten toptancılığa geçmiş.
Bizimkiler toptancılığa yükselince onlar ithalatçı olmuş. Benim amcamın oğlu halen kuru kahve işi yapar ve gemilerle Amerika’dan, Hindistan’dan kahve, baharat getirir ama yerinden bile alsanız; Yahudi sistemi kurmuş, Ortadoğu Distribütörlüğü adı altında payını alıyor” diyerek devam etti. Beyşehir Gönen köyünden İzmir’de 950 hane bulunduğunun altını çizen Aydoğan “Birliğimiz beraberliğimiz devam ediyor.
Kuru kahve ve baharat sektöründe de varlığımız sürüyor. Konya milletvekili Mehmet Keçeciler Devlet Bakanı, Genel Başkan Yardımcısı olduğ-u dönemlerde hem köyümüzle, hem İzmir’deki Konyalılar’la yakından ilgilendi destek verdi, asfalt yapılmasını sağladı. Biz de köyümüzün di.