Başkalarının hayatına yetişmeye çalışırken kendi hayatımıza geç kalmayalım!
KENDİNLE YARIŞIRKEN BAŞKALARINA YENİLME!
İnsanın en büyük kaybı, başkasının hayatına bakarken kendi hayatını ihmal etmesidir.
Kıyas, öğrenmenin bir yolu mudur, yoksa insanın kendi huzurunu kendi elleriyle tüketmesinin başlangıcı mı? Elbette insan başkalarına bakarak öğrenebilir. Birinin başarısından ilham alabilir, tecrübesinden faydalanabilir, yaptıklarını örnek alabilir. Ancak öğrenmekle kıyaslamak arasında ince ama hayati bir çizgi vardır. Öğrenmek insana yol gösterir, kıyaslamak ise çoğu zaman insanı kendi yolundan eder.
Bugün kaç kişinin hayatı, başkalarının hayatına bakmaktan yorulmuş durumda? Kim ne almış, kim ne satmış, kimin evi büyümüş, kimin arabası yenilenmiş, kimin çocuğu hangi okulu kazanmış, kimin işi daha çok kazandırmış? Sosyal medyanın da etkisiyle herkes başkasının vitrinine bakıyor. Oysa vitrinde görünenle hayatın gerçeği aynı değildir. İnsanlar çoğu zaman başkalarına mutluluklarını gösterirken kendi mücadelelerini, borçlarını, korkularını ve eksikliklerini saklıyor. Biz ise bir başkasının birkaç dakikalık gösterisini kendi hayatımızın bütün gerçekliğiyle karşılaştırıyoruz. Sonra da kendimizi yetersiz hissediyoruz.
Psikoloji bize sürekli başkalarıyla karşılaştırılan insanın zamanla öz değer duygusunu kaybedebileceğini, yetersizlik, kıskançlık ve tatminsizlik duygularına sürüklenebileceğini gösteriyor. Sosyolojik açıdan baktığımızda ise bu durum yalnızca bireyin meselesi olmaktan çıkıyor; aileyi, toplumu ve ekonomiyi de etkileyen bir tüketim kültürüne dönüşüyor. Çünkü kıyasın olduğu yerde ihtiyaçlar değil, gösterişler belirleyici olmaya başlıyor. Komşunun arabası yenilendi diye araba değiştiren, arkadaşının evi büyüdü diye borca giren, akrabasının düğünü gösterişli oldu diye kendi imkânlarını zorlayan insanlar çoğalıyor. İhtiyaç olmadığı hâlde satın alınan her şey, bazen bir başkasına yetişme telaşının faturası oluyor. Kredi kartları doluyor, borçlar büyüyor, aile bütçeleri sarsılıyor. Hatta kimi zaman ekonomik baskılar, bitmeyen beklentiler ve birbirini suçlamalar yüzünden yuvalar dağılıyor. Bir evin huzuru, başka bir evin eşyalarıyla ölçülmeye başlandığında orada mutluluğun terazisi çoktan bozulmuş demektir.
Daha acısı, kıyas yalnızca cebimizi değil, ilişkilerimizi de tüketiyor. Eşler birbirini başkalarının eşleriyle, anne babalar çocuklarını başka çocuklarla, evlatlar ailelerini başka ailelerle karşılaştırıyor. "Onda var, bende neden yok?" sorusu zamanla "Ben neden seninle böyle bir hayat yaşıyorum?" sitemine dönüşüyor. Oysa her insanın imkânı, imtihanı, zamanı ve nasibi farklıdır. Başkasının sahip oldukları, bizim eksikliğimizin kanıtı değildir.
Kadim kültürler yüzyıllardır insana önce kendini tanımasını öğütlüyor. Sokrates'in "Kendini bil" çağrısı, insanın en uzun yolculuğunun kendi içine yaptığı yolculuk olduğunu hatırlatıyor. Tasavvuf geleneğinde de insanın kendi nefsini tanıması, başkasının kusurunu aramaktan daha kıymetli görülür. Yunus Emre'nin insanı kendine döndüren hikmeti, bugün de yolumuzu aydınlatmaya yeter. İnanç dünyamızda ise rızık, şükür, kanaat ve tevekkül kavramları bize sahip olduklarımızın kıymetini bilmeyi öğretir. Şükür, daha fazlasını istememek değil; elindekinin kıymetini bilerek daha iyisi için gayret edebilmektir.
Öyleyse başkalarının hayatını takip ederek kendi hayatımızı eksiltmekten vazgeçelim. Kim ne yapmış, ne kazanmış, ne almış, ne satmış, nereye gitmiş, neye sahip olmuş; biraz da bunları düşünmeyi bırakalım. Kendimize dönelim. Dün kimdik, bugün ne olduk, yarın nasıl bir insan olmak istiyoruz? Asıl hesaplaşmamız gereken sorular bunlar.
Bir başkasının başarısı bizim yenilgimiz değildir. Bir başkasının yükselişi bizim geride kaldığımız anlamına gelmez. Herkesin yolu, yürüyüşü ve varacağı yer farklıdır. Yara almayı, başkalarının hayatına bakarak kendimizi yaralamayı bırakalım. Enerjimizi kıskanmaya değil üretmeye, tüketmeye değil geliştirmeye, yarışmaya değil ilerlemeye harcayalım.
Çünkü hayat, başkasını geçme yarışı değil; dünkü kendinden daha iyi bir insan olabilme yolculuğudur. Başkalarının hayatına yetişmeye çalışırken kendi hayatımıza geç kalmayalım!