Dünya genelinde binlerce dil farklı derecelerde yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bulunurken, dillerle birlikte toplumların kültürel kimliği, sözlü tarihi ve kuşaklar boyunca oluşturduğu yerel bilgiler de kaybolma riski taşıyor.
MÖ 1000 ile MS 1000 yılları arasındaki ve dil çeşitliliğinin insanlık tarihindeki zirvesi olarak değerlendirilen "altın çağ" döneminde, dünya genelinde 30 bin ila 75 bin arasında dilin konuşulduğu tahmin ediliyor.
Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) verilerine göre ise günümüzde dünya genelinde konuşulan dillerin yaklaşık yüzde 40'ı farklı derecelerde tehlike altında bulunuyor.
Bu dillerin önemli bir bölümü ekonomik baskılar, kentleşme, zorunlu göç, eğitim politikaları ve küresel ölçekte yaygınlaşan baskın diller nedeniyle yeni nesillere aktarılamıyor.
Dil aktarımının kesintiye uğraması, birçok topluluk açısından yalnızca kullanılan lisanın ortadan kalkması anlamına gelmiyor. Bu süreç aynı zamanda kültürel kimlik, sözlü tarih ve doğaya ilişkin nesiller boyunca biriktirilen yerel bilgilerin de kaybolmasına neden oluyor.
Günümüzde topluluklar tarafından konuşulmayan Latince, Sanskritçe, Antik Yunanca, Sümerce ve Hititçe gibi diller ise geride bıraktıkları yazılı eserler ve kültürel miras aracılığıyla insanlık tarihinin, medeniyetlerin ve dillerin gelişiminin anlaşılmasına katkı sağlıyor.
Tehlike altındaki dillerin kayıt altına alınması önem taşıyor
Tehlike altındaki dillerin korunması için bu dillerin aile içerisinde çocuklara aktarılmasının teşvik edilmesi önem taşıyor. Son konuşanları halen hayatta olan dillerin ses kayıtlarının ve yazılı eserlerinin kayıt altına alınarak korunması da bu süreçte öne çıkan çalışmalar arasında yer alıyor.
Yerel dillerin eski çağa ait unsurlar olarak değerlendirilmesinin önüne geçilmesi ve kültürel zenginlik olarak kabul edilmesinin sağlanması da önem taşıyor.
Australian National Üniversitesinden Dil Bilimi Profesörü Nicholas Evans, AA muhabirine yaptığı değerlendirmede, uzun yıllardır dünyanın farklı bölgelerinde tehlike altındaki diller üzerine saha çalışmaları yürüttüğünü belirtti.
Tehlike altındaki dillerin yalnızca birbirinden farklı iletişim araçları olmadığını ifade eden Evans, insan zihnini yalnızca dünyada yaygın biçimde konuşulan birkaç dil üzerinden anlamaya çalışmanın yanıltıcı olduğuna dikkati çekti. Evans, dünyadaki bütün dillere bakıldığında insan olmanın düşünüldüğünden çok daha fazla yolu olduğunun görüldüğünü ifade etti.
Çok dilliliğin toplumları güçlendirdiğine dikkat çekiliyor
Londra Üniversitesi bünyesinde küçük ve tehlike altındaki diller üzerine çalışmalar gerçekleştiren dil bilimci Julia Sallabank da dillerin tarih boyunca ortadan kalktığını ancak bu sürecin son yıllarda hız kazandığını belirtti.
Sallabank, ekonomik, sosyal ve siyasi baskıların birçok topluluğun ana dilini bırakarak daha yaygın konuşulan dillere yönelmesine neden olduğunu ifade etti.
Bir dili öğrenebilmek için başka bir dilden vazgeçilmesinin gerekmediğini vurgulayan Sallabank, çok dilliliğin önemine dikkati çekti.