Bir evde herkesin bir yeri, her ilişkinin bir
dengesi vardır. Fakat bazen anne babalar, çocuklarını mutlu etmek uğruna bu
dengeyi farkında olmadan bozar. Çocuğun isteği zamanla beklentiye, beklentisi talimata,
talimatı da yerine getirilmediğinde bir krize dönüşür.
Anne baba huzur bozulmasın diye geri adım attıkça çocuk, kendi isteğinin herkesin ihtiyacından
daha önemli olduğunu düşünmeye başlayabilir.
Oysa evde kazanılan her alışkanlık, yarın
hayatın karşısına çıkacak insanın karakterine dokunur.
Çocuk yetiştirmek, yalnızca sevgiyi çoğaltmak
değildir; sevgiyi doğru bir ölçüyle buluşturmaktır.
Bir çocuğun fikrini dinlemek başka, evin bütün
kurallarını ona bırakmak başkadır. Onun duygularını önemsemek başka, her davranışını
haklı görmek başkadır. Çocuk, ailesinin içinde değerli olduğunu hissetmeli;
fakat bu değerin başkalarını değersizleştirmek anlamına gelmediğini de öğrenmelidir.
Belki de bugünün anne babalarını en çok
zorlayan mesele burada başlıyor.
Kendi çocukluklarında yaşayamadıkları imkânları
evlatlarına sunmak istiyorlar. Bir eksiklik yaşamasın, üzülmesin, kendisini başkalarından
geri hissetmesin diye çabalıyorlar.
Niyet güzel; fakat iyi niyet her zaman doğru
sonuç doğurmuyor. Çocuğun önündeki bütün engelleri kaldırmak, ona güçlü olmayı
öğretmiyor. Bazen yalnızca engel karşısında ne yapacağını bilememesine yol açıyor.
Psikolojik gelişim, yalnızca sevilmekle değil;
beklemeyi, paylaşmayı, hayal kırıklığıyla baş etmeyi ve gerektiğinde hatasını kabul
etmeyi öğrenmekle de ilgilidir.
Her istediği gerçekleşen bir çocuk, hayatın
her isteğe karşılık vermediğini öğrendiğinde zorlanabilir.
Elbette narsistlik özellikler tek bir ebeveyn tutumuyla açıklanamaz.
Ancak sürekli ayrıcalıklı olduğunu hissetmek
ve başkalarının duygularını göz ardı etmeyi öğrenmek, sağlıklı ilişkiler kurmayı
güçleştirebilir.
Üstelik mesele yalnızca bir ailenin içinde kalmaz.
Başkasının hakkını gözetmek, emeğe saygı duymak,
sıraya girmek, ortak kurallara uymak ve gerektiğinde kendi isteğini ertelemek;
toplumsal hayatın görünmeyen sütunlarıdır. Bu değerler önce evde yaşanır, sonra
sokağa, okula, iş hayatına ve gelecekte kurulacak ailelere taşınır.
Bir toplumun insan ilişkilerindeki nezaketi, çoğu
zaman evlerin içindeki küçük davranışlarda saklıdır.
Anne babanın görevi çocuğun karşısında otorite
gösterisi yapmak değil, ona güven veren bir rehber olmaktır.
Çünkü sınır, sevgiyi azaltan bir duvar değil;
sevgiyi sağlıklı tutan bir çerçevedir.
İşin özü şûrada yatıyor. Çocuğuna her zaman istediğini yaptırmayı öğreten,
bir gün başkalarının da onun her istediğini yapmasını bekleyen bir insan yetiştirebilir.
Oysa gerçek başarı, evde sözü herkese geçen
bir çocuk değil; hayatın içinde hem kendi hakkını koruyan hem de başkasının
hakkına saygı duyan bir insan yetiştirmektir.
Çünkü evde sınırla tanışmayan, hayatın sınırlarıyla
karşılaştığında zorlanabilir.
Ailede öğretilmeyen sınırları insan daha ağır
bedeller ödeyerek ögrenir !