İnsan
olmak doğuştan gelir; fakat insan kalabilmek, ömür boyu verilen bir imtihandır.
Belki
de yaşadığımız çağın en ağır sınavı budur. Çünkü artık kötülük
yalnızca kapıyı çalmıyor; ekranlardan evlerimize, sözlerden kalplerimize kadar
giriyor. Samimiyetin yerine gösteriş, vefanın yerine çıkar, merhametin yerine
kayıtsızlık konuluyor. İnsan, her gün biraz daha kendisine yabancılaşma
tehlikesiyle karşı karşıya kalıyor.
Bugün
birçok davranışın bahanesi hazır.
“Travmalarım
var.”
“Hayat
beni böyle yaptı.”
“Kimse
iyi değil ki.”
Oysa
yaşadığımız acılar, merhametsiz olmayı meşrulaştırmaz. Yaralarımız olabilir;
fakat başkalarını yaralamak bir kader değil, bir tercihtir. Kırılmış olmak, kırmayı
haklı çıkarmaz. İnsanı değerli kılan, başına gelenler değil; başına
gelenlere rağmen neyi tercih ettiğidir.
Asıl
mesele de burada başlıyor.
Ahir
zamanda sadık kalabilmek…
Herkesin
menfaat peşinde koştuğu bir çağda emanete sahip çıkabilmek…
Yalanın
alkış aldığı bir düzende doğruluktan ayrılmamak…
Kimsenin
görmediği yerde de aynı insan olabilmek…
İşte
bunlar sessiz ama büyük kahramanlıklardır.
Çünkü
insanı değiştiren çoğu zaman büyük felaketler değil, küçük tavizlerdir. “Bir kereden ne olur?” diye başlayan her ödün, zamanla
karakterden kopan bir parçaya dönüşebilir. Sonunda insan, aynaya baktığında yüzünü
görür; fakat kendisini bulamaz.
Bugün
belki de en büyük cesaret, herkes gibi olmamayı başarabilmektir.
Kalabalığın
alkışını değil, vicdanın huzurunu seçebilmektir.
İnandığı
gibi yaşamaya çalışmaktır; yaşadığına inanır gibi görünmek değil.
Çünkü
insanın gerçek kimliği, insanların önünde değil; yalnız kaldığında ortaya çıkar.
Hiç kimsenin görmediği bir anda bile doğruluğu seçebiliyorsa, işte o zaman
karakter konuşuyordur.
Yüzünü
Allah’a dönmek elbette kıymetlidir. Fakat bundan daha önemlisi, yüreğini
de O’na çevirebilmektir. Dilin söylediğini kalbin tasdik etmesi,
inancın davranışa dönüşmesi, insanı ayakta tutan asıl kuvvettir. İnanç yalnızca
sözde kaldığında şekle dönüşür; hayata yansıdığında ise ahlâka.
Belki
de kıyamete yaklaşan zamanların en büyük
ibadeti; öfkenin arttığı yerde merhameti korumak, ihanetin çoğaldığı yerde
sadakati terk etmemek, kirlenen dünyada vicdanını temiz tutabilmektir.
Bu
zamanda en büyük başarı; zengin olmak, güçlü olmak ya da meşhur olmak değildir.
Asıl başarı, bütün sebepler seni değiştirmeye çalışırken Allah’ın razı olacağı bir
insan olarak kalabilmektir. Belki de Allah, bu çağda bize “Ne
kazandın?” diye değil; “Bunca
fitnenin içinde kendini ne kadar korudun?” diye soracaktır. Çünkü kıyamete yakın
zamanlarda en büyük kahramanlık, dünyayı değiştirmek değil; dünyanın seni değiştirmesine izin vermemektir.