Toplum
olarak bağımlılığı çoğu zaman yanlış yerden konuşuyoruz.
Maddeyi
görüyoruz ama insanı göremiyoruz.
Alkolü
konuşuyoruz ama yalnızlığı konuşmuyoruz.
Uyuşturucuyu
lanetliyoruz ama gençleri o karanlığa iten sebepleri yeterince sorgulamıyoruz.
Oysa bağımlılık,
çoğu zaman bir başlangıç değil; uzun bir ihmalin son durağıdır.
Hiç
kimse sabah uyandığında “Bugün bağımlı
olacağım.” diye yola çıkmaz.
Her bağımlılığın
ardında fark edilmeyen bir kırgınlık, bastırılmış bir acı, yanlış arkadaşlıklar,
değersizlik hissi, sevgisizlik ya da aidiyet arayışı vardır.
Bir
toplum, çocuklarını koruyabildiği kadar güçlüdür.
Yaklaşık
üç yıldır bağımlılıkla mücadele eden insanlarla ve aileleriyle aynı masaya
oturuyor, aynı acıları dinliyorum. Gördüğüm en büyük
gerçek şudur: Madde yalnızca bedeni esir almıyor; aile bağlarını, güven
duygusunu ve geleceğe dair umutları da tüketiyor.
Bir
anne evladını hayata bağlamak için mücadele ederken, bir baba sessizce tükeniyor.
Kardeşler aynı evde birbirinden uzaklaşıyor. Çocuklar ise daha küçük yaşta
korkuyu öğreniyor. Bağımlılık yalnızca bireyin değil, bütün ailenin yükünü ağırlaştırıyor.
Daha
da düşündürücü olan, bağımlılığın yaşının her geçen gün küçülmesidir. Bugün
tehlike yalnızca sokakta değil; telefon ekranlarında, sosyal medya içeriklerinde,
yanlış rol modellerde ve özendirici söylemlerde de karşımıza çıkıyor. Bu yüzden
mücadeleyi yalnızca güvenlik tedbirleriyle sınırlamak yeterli değildir.
Bir
toplum, çocuklarına umut veremediği ölçüde bağımlılık riskiyle karşı karşıya
kalır.
Psikoloji
bize, sevildiğini hisseden ve kendini değerli gören bireyin zararlı alışkanlıklara
karşı daha dirençli olduğunu söylüyor. Sosyoloji ise güçlü aile bağlarının ve
canlı mahalle kültürünün gençleri koruyan en önemli kalkanlardan
biri olduğunu ortaya koyuyor.
Ne
yazık ki modern hayat bizi aynı çatı altında yaşayan ama birbirini dinlemeyen
insanlara dönüştürdü. Aynı masada oturuyoruz ama aynı sohbeti paylaşamıyoruz.
Aynı evde yaşıyoruz ama birbirimizin iç dünyasını tanımıyoruz.
Oysa
bir gencin en çok ihtiyaç duyduğu şey, yargılanmadan dinlenebileceği bir
omuzdur.
İnancımız
da insana büyük bir sorumluluk yükler. İnsan, kendisine emanet edilen bedeni ve
aklı korumakla yükümlüdür. Aklı örten, iradeyi zayıflatan ve insanı kendisine
yabancılaştıran her bağımlılık, bu emanete zarar verir. Bu nedenle bağımlılıkla
mücadele sadece sağlık meselesi değil; aynı zamanda ahlaki ve vicdani bir
sorumluluktur.
Felsefi açıdan bakıldığında ise bağımlılık, insanın kendi iradesiyle
kurduğu bağın kopmasıdır. Özgür olduğunu sanan kişi, zamanla kullandığı maddenin
yönettiği bir hayata mahkûm olur. Gerçek özgürlük, istediğini
yapmak değil; yanlış olana “hayır”
diyebilmektir.
Bu
mücadelede hiçbir kurum tek başına yeterli olamaz. Aile, okul, sağlık sistemi,
güvenlik güçleri, din görevlileri, yerel yönetimler, medya ve sivil toplum aynı
hedefte buluşmadıkça kalıcı başarı beklemek zordur.
Ayrıca
bağımlılıkla mücadele, yalnızca bağımlılığı önlemek değildir. Tedavi gören,
yeniden ayağa kalkmaya çalışan insanlara da umut olmaktır. Onları dışlamak değil,
yeniden topluma kazandırmaktır. Çünkü bir insanı kaybetmek kolaydır; onu
yeniden hayata bağlamak ise sabır, emek ve merhamet ister.
Bugün
hepimize düşen görev, çocuklarımızın ve gençlerimizin sadece akademik başarısıyla
değil; ruh hâliyle, arkadaş çevresiyle, umutlarıyla ve hayalleriyle de
ilgilenmektir. Evlatlarımızı dinleyelim. Onlarla vakit geçirelim. Başarılarını alkışladığımız
kadar, düştüklerinde de yanlarında olalım.
Unutmayalım
ki bağımlılığın karşısındaki en güçlü ilaç yalnızca tedavi değildir; sevgi,
ilgi, eğitim, güçlü aile bağları ve toplumsal dayanışmadır.
Bir genci bağımlılıktan uzak tutmak, sadece bir hayatı kurtarmak
değildir. Bir annenin gözyaşını dindirmek, bir babanın umudunu yeniden yeşertmek,
bir çocuğun geleceğini korumak ve toplumun vicdanını diri tutmaktır. Eğer gerçekten güçlü bir gelecek istiyorsak, bağımlılıkla mücadeleyi
yalnızca kurumların değil, hepimizin ortak sorumluluğu olarak görmeliyiz. Çünkü
geleceği inşa eden binalar değil; karakterli, sağlıklı ve umut dolu
nesillerdir.