DOLAR 48,08EURO 56,09STERLİN 65,66GRAM ALTIN 7.157,95BIST 14.501,50BTC 80.819
Konya Açık · 19,1°C
Şerife Bozoğlan Eker

Şerife Bozoğlan Eker

Meslek: Şair - Yazar - Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazılarını Gör

Evlatlarımızı Bağımlılığa Kurban Etmeyelim

Xin

Toplum olarak bağımlılığı çoğu zaman yanlış yerden konuşuyoruz.

Maddeyi görüyoruz ama insanı göremiyoruz.

Alkolü konuşuyoruz ama yalnızlığı konuşmuyoruz.

Uyuşturucuyu lanetliyoruz ama gençleri o karanlığa iten sebepleri yeterince sorgulamıyoruz.

Oysa bağımlılık, çoğu zaman bir başlangıç değil; uzun bir ihmalin son durağıdır.

Hiç kimse sabah uyandığında “Bugün bağımlı olacağım.” diye yola çıkmaz.

Her bağımlılığın ardında fark edilmeyen bir kırgınlık, bastırılmış bir acı, yanlış arkadaşlıklar, değersizlik hissi, sevgisizlik ya da aidiyet arayışı vardır.

Bir toplum, çocuklarını koruyabildiği kadar güçlüdür.

Yaklaşık üç yıldır bağımlılıkla mücadele eden insanlarla ve aileleriyle aynı masaya oturuyor, aynı acıları dinliyorum. Gördüğüm en büyük gerçek şudur: Madde yalnızca bedeni esir almıyor; aile bağlarını, güven duygusunu ve geleceğe dair umutları da tüketiyor.

Bir anne evladını hayata bağlamak için mücadele ederken, bir baba sessizce tükeniyor. Kardeşler aynı evde birbirinden uzaklaşıyor. Çocuklar ise daha küçük yaşta korkuyu öğreniyor. Bağımlılık yalnızca bireyin değil, bütün ailenin yükünü ağırlaştırıyor.

Daha da düşündürücü olan, bağımlılığın yaşının her geçen gün küçülmesidir. Bugün tehlike yalnızca sokakta değil; telefon ekranlarında, sosyal medya içeriklerinde, yanlış rol modellerde ve özendirici söylemlerde de karşımıza çıkıyor. Bu yüzden mücadeleyi yalnızca güvenlik tedbirleriyle sınırlamak yeterli değildir.

Bir toplum, çocuklarına umut veremediği ölçüde bağımlılık riskiyle karşı karşıya kalır.

Psikoloji bize, sevildiğini hisseden ve kendini değerli gören bireyin zararlı alışkanlıklara karşı daha dirençli olduğunu söylüyor. Sosyoloji ise güçlü aile bağlarının ve canlı mahalle kültürünün gençleri koruyan en önemli kalkanlardan biri olduğunu ortaya koyuyor.

Ne yazık ki modern hayat bizi aynı çatı altında yaşayan ama birbirini dinlemeyen insanlara dönüştürdü. Aynı masada oturuyoruz ama aynı sohbeti paylaşamıyoruz. Aynı evde yaşıyoruz ama birbirimizin iç dünyasını tanımıyoruz.

Oysa bir gencin en çok ihtiyaç duyduğu şey, yargılanmadan dinlenebileceği bir omuzdur.

İnancımız da insana büyük bir sorumluluk yükler. İnsan, kendisine emanet edilen bedeni ve aklı korumakla yükümlüdür. Aklı örten, iradeyi zayıflatan ve insanı kendisine yabancılaştıran her bağımlılık, bu emanete zarar verir. Bu nedenle bağımlılıkla mücadele sadece sağlık meselesi değil; aynı zamanda ahlaki ve vicdani bir sorumluluktur.

Felsefi açıdan bakıldığında ise bağımlılık, insanın kendi iradesiyle kurduğu bağın kopmasıdır. Özgür olduğunu sanan kişi, zamanla kullandığı maddenin yönettiği bir hayata mahkûm olur. Gerçek özgürlük, istediğini yapmak değil; yanlış olana “hayır” diyebilmektir.

Bu mücadelede hiçbir kurum tek başına yeterli olamaz. Aile, okul, sağlık sistemi, güvenlik güçleri, din görevlileri, yerel yönetimler, medya ve sivil toplum aynı hedefte buluşmadıkça kalıcı başarı beklemek zordur.

Ayrıca bağımlılıkla mücadele, yalnızca bağımlılığı önlemek değildir. Tedavi gören, yeniden ayağa kalkmaya çalışan insanlara da umut olmaktır. Onları dışlamak değil, yeniden topluma kazandırmaktır. Çünkü bir insanı kaybetmek kolaydır; onu yeniden hayata bağlamak ise sabır, emek ve merhamet ister.

Bugün hepimize düşen görev, çocuklarımızın ve gençlerimizin sadece akademik başarısıyla değil; ruh hâliyle, arkadaş çevresiyle, umutlarıyla ve hayalleriyle de ilgilenmektir. Evlatlarımızı dinleyelim. Onlarla vakit geçirelim. Başarılarını alkışladığımız kadar, düştüklerinde de yanlarında olalım.

Unutmayalım ki bağımlılığın karşısındaki en güçlü ilaç yalnızca tedavi değildir; sevgi, ilgi, eğitim, güçlü aile bağları ve toplumsal dayanışmadır.

Bir genci bağımlılıktan uzak tutmak, sadece bir hayatı kurtarmak değildir. Bir annenin gözyaşını dindirmek, bir babanın umudunu yeniden yeşertmek, bir çocuğun geleceğini korumak ve toplumun vicdanını diri tutmaktır. Eğer gerçekten güçlü bir gelecek istiyorsak, bağımlılıkla mücadeleyi yalnızca kurumların değil, hepimizin ortak sorumluluğu olarak görmeliyiz. Çünkü geleceği inşa eden binalar değil; karakterli, sağlıklı ve umut dolu nesillerdir.