“İnsan bazen zincirlerini sevmez; ama onları kırmaktan daha
çok korkar.”
İnsanoğlu tarih boyunca bilinmeyeni merak ederek
medeniyetler kurdu. Dağları aştı, denizleri geçti, uzaya ulaştı. Fakat bugün
modern insanın aşmakta en çok zorlandığı mesafe, kendi içindeki korkular oldu.
Çünkü artık mücadele etmekten değil, konforunu kaybetmekten
korkuyoruz.
Hayatımıza dikkatle baktığımızda bunu her yerde görmek mümkün.
Sevmediği bir şehirde yıllarca yaşamaya razı olanlar, her sabah isteksizce aynı
işe gidenler, kendini tüketen ilişkilerin içinde sessizce yaşlananlar… Hepsinin
ortak cümlesi neredeyse aynıdır:
“Ya daha kötüsü olursa?”
Ne gariptir ki bu soru, çoğu zaman insanı daha iyiyi
aramaktan vazgeçiren görünmez bir zincire dönüşüyor.
Psikolojide bu durum “güvenli alan” olarak
tanımlanır. Ancak güven duygusu ile gelişim aynı yerde uzun süre barınamıyor.
Çünkü insan ruhu durağanlığı değil, anlamı arıyor. Sürekli aynı daireyi çizen
bir pusula nasıl yön gösteremezse, aynı alışkanlıkların içinde
sıkışan bir hayat da insana yeni ufuklar açamıyor.
Toplum olarak da benzer bir çıkmazın içindeyiz. Fikir üretmek
yerine ezberleri tekrar ediyor, sorgulamak yerine kabullenmeyi tercih ediyoruz.
Hata yapmaktan öylesine çekiniyoruz ki bazen hiçbir şey yapmamayı başarı sanıyoruz.
Oysa en büyük hata, hareket etmemektir.
Bugün birçok genç, başarısız olmaktan korktuğu için
hayalini kurduğu bölümü seçemiyor. Nice yetişkin, yıllarını tüketen bir düzene
sadece maaşını kaybetme endişesiyle katlanıyor. Kimileri ise sırf yalnız
kalmamak için ruhunu yalnızlaştıran ilişkilerde ömür tüketiyor.
Oysa insanı yoran çoğu zaman yükün ağırlığı değil; taşımaya
mecbur olduğuna inanmasıdır.
Sosyal medya ise bu korkuları daha da büyütüyor. Herkes
mutlu, herkes başarılı, herkes kusursuzmuş gibi görünen bir vitrinin karşısında
kendi hayatımızı eksik sanıyoruz. Başkalarının en parlak anlarını, kendi en zor
günlerimizle kıyaslıyoruz. Sonra da cesaretimizi yavaş yavaş kaybediyoruz.
Hâlbuki hayat, başkalarının alkışına göre yaşanacak kadar kısa değildir.
Bir kartalın uçabilmesi için uçurumun kenarına gelmesi gerekir. Tohum, toprağı yaralamadan
filizlenemez. Nehirler de önlerine çıkan kayalara rağmen akmayı sürdürdükleri için
denize ulaşırlar. Hayatın kanunu budur: Gelişim, rahatlığın değil cesaretin ödülüdür.
Belki de insanın gerçek esareti, başkalarının
koyduğu sınırlar değil; kendi zihninde büyüttüğü korkulardır. Çünkü görünmeyen
duvarlar, görünen duvarlardan çok daha sağlamdır.
Konfor, kısa süreli bir huzur verebilir; fakat uzun süre içinde kalındığında insanın hayallerini
sessizce uyuşturur. Ruhunu büyütmeyen hiçbir rahatlık, gerçek mutluluğa dönüşemez.
Konforun en büyük zararlarından biri de, insana zincir vurması değil; zincirlerini
fark ettirmemesidir
İnsan, hayatı boyunca attığı cesur adımlardan değil; atmaya cesaret edemediği adımlardan pişman olur