DOLAR 48,08EURO 56,09STERLİN 65,66GRAM ALTIN 7.157,95BIST 14.501,50BTC 80.819
Konya Açık · 19,1°C
Şerife Bozoğlan Eker

Şerife Bozoğlan Eker

Meslek: Şair - Yazar - Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazılarını Gör

Rahatlığın Bedeli

Xin

“İnsan bazen zincirlerini sevmez; ama onları kırmaktan daha çok korkar.”

İnsanoğlu tarih boyunca bilinmeyeni merak ederek medeniyetler kurdu. Dağları aştı, denizleri geçti, uzaya ulaştı. Fakat bugün modern insanın aşmakta en çok zorlandığı mesafe, kendi içindeki korkular oldu.

Çünkü artık mücadele etmekten değil, konforunu kaybetmekten korkuyoruz.

Hayatımıza dikkatle baktığımızda bunu her yerde görmek mümkün. Sevmediği bir şehirde yıllarca yaşamaya razı olanlar, her sabah isteksizce aynı işe gidenler, kendini tüketen ilişkilerin içinde sessizce yaşlananlar… Hepsinin ortak cümlesi neredeyse aynıdır:

Ya daha kötüsü olursa?

Ne gariptir ki bu soru, çoğu zaman insanı daha iyiyi aramaktan vazgeçiren görünmez bir zincire dönüşüyor.

Psikolojide bu durum “güvenli alan” olarak  tanımlanır. Ancak güven duygusu ile gelişim aynı yerde uzun süre barınamıyor. Çünkü insan ruhu durağanlığı değil, anlamı arıyor. Sürekli aynı daireyi çizen bir pusula nasıl yön gösteremezse, aynı alışkanlıkların içinde sıkışan bir hayat da insana yeni ufuklar açamıyor.

Toplum olarak da benzer bir çıkmazın içindeyiz. Fikir üretmek yerine ezberleri tekrar ediyor, sorgulamak yerine kabullenmeyi tercih ediyoruz. Hata yapmaktan öylesine çekiniyoruz ki bazen hiçbir şey yapmamayı başarı sanıyoruz. Oysa en büyük hata, hareket etmemektir.

Bugün birçok genç, başarısız olmaktan korktuğu için hayalini kurduğu bölümü seçemiyor. Nice yetişkin, yıllarını tüketen bir düzene sadece maaşını kaybetme endişesiyle katlanıyor. Kimileri ise sırf yalnız kalmamak için ruhunu yalnızlaştıran ilişkilerde ömür tüketiyor.

Oysa insanı yoran çoğu zaman yükün ağırlığı değil; taşımaya mecbur olduğuna inanmasıdır.

Sosyal medya ise bu korkuları daha da büyütüyor. Herkes mutlu, herkes başarılı, herkes kusursuzmuş gibi görünen bir vitrinin karşısında kendi hayatımızı eksik sanıyoruz. Başkalarının en parlak anlarını, kendi en zor günlerimizle kıyaslıyoruz. Sonra da cesaretimizi yavaş yavaş kaybediyoruz.

Hâlbuki hayat, başkalarının alkışına göre yaşanacak kadar kısa değildir.

Bir kartalın uçabilmesi için uçurumun kenarına gelmesi gerekir. Tohum, toprağı yaralamadan filizlenemez. Nehirler de önlerine çıkan kayalara rağmen akmayı sürdürdükleri için denize ulaşırlar. Hayatın kanunu budur: Gelişim, rahatlığın değil cesaretin ödülüdür.

Belki de insanın gerçek esareti, başkalarının koyduğu sınırlar değil; kendi zihninde büyüttüğü korkulardır. Çünkü görünmeyen duvarlar, görünen duvarlardan çok daha sağlamdır.

Konfor, kısa süreli bir huzur verebilir; fakat uzun süre içinde kalındığında insanın hayallerini sessizce uyuşturur. Ruhunu büyütmeyen hiçbir rahatlık, gerçek mutluluğa dönüşemez.

Konforun en büyük zararlarından biri de,  insana zincir vurması değil; zincirlerini fark ettirmemesidir

İnsan, hayatı boyunca attığı cesur adımlardan değil; atmaya cesaret edemediği adımlardan pişman olur