DOLAR 48,08EURO 56,09STERLİN 65,66GRAM ALTIN 7.157,95BIST 14.501,50BTC 80.819
Konya Açık · 19,1°C
Şerife Bozoğlan Eker

Şerife Bozoğlan Eker

Meslek: Şair - Yazar - Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazılarını Gör

Son Liman

Xin

İnsan Kaç Kez Ölür?

Bir insanı hayattan koparan şey çoğu zaman ilk sigarası, ilk kadehi ya da ilk maddesi değildir. Asıl kopuş, umudunu kaybettiği gün başlar. Çünkü bağımlılık, önce insanın iradesini değil, umudunu esir alır.

İnsan kaç kez ölür?

Bir kez toprağa girdiğinde mi?

Hayır…

İnsan, umudunu kaybettiğinde ölür.

Annesinin gözlerine mahcup bakmaya başladığında ölür.

Babasının omuzlarını çaresizlikle eğdiğinde ölür.

Evladının güvenini yitirdiğinde ölür.

Kendi aynasına bakamaz hâle geldiğinde ölür.

Rabbinden uzaklaştığında ölür.

Bağımlılık, insanı mezara koymadan önce defalarca öldüren sessiz bir afettir.

Bugün çağımızın en büyük hastalıklarından biri bağımlılıktır. Sadece uyuşturucu ya da alkol değil; kumar, teknoloji, ekran, sanal dünya, alışveriş ve daha niceleri… Her biri insanı fark ettirmeden kendine mahkûm eden görünmez zincirlerdir. Bağımlılık yalnızca bir bedeni değil; bir aileyi, bir yuvayı, bir geleceği ve hatta bir toplumu tüketir.

Her gün nice anne, evladının yolunu gözlüyor. Nice baba, “Acaba bugün iyi mi?” diye endişeyle kapıyı dinliyor. Aynı evin içinde kardeşler birbirine yabancılaşıyor. Çocuklar, anne ya da babalarının bağımlılığı yüzünden çocukluklarını yaşayamaz hâle geliyor. Bir evde bağımlılık varsa, aslında o evde yalnız bir kişi değil, herkes sessizce acı çekiyor.

Psikoloji bize şunu söylüyor: Hiç kimse mutlu olduğu bir hayattan kaçmaz. İnsan çoğu zaman sevgisizlikten, yalnızlıktan, değersizlik duygusundan, kırılmış umutlarından ve derin yaralarından kaçarken bağımlılığın tuzağına düşer. Madde ya da kumar, acıyı yok etmez; sadece üzerini kısa süreli örter. Acı ise zamanı gelince daha ağır bir yük olarak geri döner.

Sosyolojik açıdan baktığımızda bağımlılık yalnız bireyin değil, toplumun da aynasıdır. Zayıflayan aile bağları, azalan komşuluk ilişkileri, parçalanan yuvalar, ilgisiz büyüyen çocuklar ve kaybolan ortak değerler… Bütün bunlar bağımlılığı besleyen görünmez sebeplerdir. Bugün çocuklarımızın odaları var ama dertlerini anlatacak omuzları giderek azalıyor.

Kültürel olarak da köklerimizden uzaklaştık. Bir zamanlar mahalle bir çocuğu büyütürdü. Büyüklerin nasihati, küçüklerin terbiyesiydi. Kapılar kilitlenmeden insanlar birbirine emanet yaşardı. Bugün ise aynı apartmanda birbirinin adını bilmeyen insanlar hâline geldik. Oysa insanı ayakta tutan sadece ekmek değil; aidiyet, sevgi ve merhamettir.

Dinimiz ise insana en büyük değeri verir. İnsan, Yüce Allah’ın yeryüzündeki en şerefli emanetidir. Aklı örten, iradeyi zayıflatan, insanı kendine ve çevresine zarar verir hâle getiren her türlü bağımlılıktan uzak durmayı öğütler. Bununla birlikte kapıyı hiçbir zaman tamamen kapatmaz. Tövbe kapısı son nefese kadar açıktır. Çünkü dinimiz düşeni tekmelemeyi değil, elinden tutmayı emreder.

Felsefi açıdan bağımlılık, insanın özgürlüğünü kendi elleriyle teslim etmesidir. Oysa gerçek hürriyet, nefsinin her istediğini yapmak değil; yanlış olana “Hayır!” diyebilmektir. Zincir görünmese de zincirdir. Esaret, bazen bileklere değil, iradeye vurulur.

Oysa her karanlığın sonunda bir ışık vardır.

İşte o ışığın adı bazen Liman Ayık Yaşam Derneği olur.

Denizin ortasında fırtınaya yakalanan gemiler nasıl güvenli bir liman ararsa, bağımlılıkla boğuşan insanlar da sığınacak güvenli bir limana ihtiyaç duyar. Liman Ayık Yaşam Derneği, isminin hakkını veren bir anlayışla, bağımlılığın girdabına sürüklenen insanlara “Yeniden başlayabilirsin.” diyebilen ender adreslerden biridir.

Burada sadece bağımlılar iyileştirilmiyor; aileler de yeniden hayata hazırlanıyor. Çünkü bağımlılık, bir kişinin değil, bütün ailenin ortak yarasıdır.

Yaklaşık üç ay süren rehberlik ve rehabilitasyon sürecinde; tamamen ücretsiz, ilaçsız bir rehabilitasyon anlayışıyla, sevgi, sabır ve güven temelinde hayatlara dokunuluyor. En önemlisi de insanlara yeniden kendilerine inanmayı öğretiyorlar. Çünkü insanın iyileşmesi önce bedeninde değil, yüreğinde başlar.

Bugün Liman Ayık Yaşam Derneği üçüncü mezunlarını veriyor.

Belki dışarıdan bakıldığında bu, sıradan bir mezuniyet töreni gibi görülebilir.

Hayır…

Bu tören, ölümün kıyısından hayata dönen insanların yeniden doğuşunun kutlamasıdır.

Bu diplomaların arkasında gözyaşı vardır.

Sabır vardır.

Mücadele vardır.

Anne duaları vardır.

Baba sessizliği vardır.

Secdelerde edilen niyazlar vardır.

Yarım kalmış umutların yeniden filizlenişi vardır.

Her mezun, aslında onlarca insana umut olan canlı bir örnektir. “Ben başardıysam sen de başarabilirsin.” sözünün ete kemiğe bürünmüş hâlidir.

Unutmamalıyız ki bağımlılık kimsenin kapısını çalmadan gelmez diye bir kural yoktur. Zengin-fakir, genç-yaşlı, kadın-erkek, eğitimli-eğitimsiz ayırmaz. Her evin kapısını çalabilecek kadar sinsi, her yüreği yaralayabilecek kadar acımasızdır.

Bu yüzden mücadele yalnızca kurumların değil; anne babaların, öğretmenlerin, din görevlilerinin, sivil toplum kuruluşlarının, basının ve toplumun ortak sorumluluğudur. Çünkü bir genci kurtarmak, sadece bir ömrü değil; bir aileyi, bir geleceği ve bazen de bir nesli kurtarmaktır.

Liman Ayık Yaşam Derneği’nin yaptığı tam da budur.

İnsanları yargılamadan dinlemek…

Düşeni suçlamadan elinden tutmak…

Umudunu kaybedene yeniden umut olmak…

Çünkü bazen bir insanın yeniden hayata tutunması için uzatılan tek bir el yeter.

Gelin bağımlılığı görmezden gelmeyelim.

Geç kalmadan fark edelim.

Önleyelim.

Destek olalım.

Bir annenin gözyaşını dindirelim.

Bir babanın yükünü hafifletelim.

Bir gencin elinden tutalım.

Çünkü kurtarılan her insan, yeniden yeşeren bir umuttur.

İnsan bir kez ölmez…

Umudunu kaybettiğinde ölür.

Sevdiklerinin gözünde küçüldüğünde ölür.

Kendini affedemediğinde ölür.

Rabbinden uzaklaştığında ölür.

Ama bir el uzanır, bir yürek “Vazgeçme, yeniden başlayabilirsin.” derse…

İnsan yeniden doğar.

İşte Liman Ayık Yaşam Derneği tam da bunu yapıyor.

Dalgalar arasında yönünü kaybetmiş hayatlara pusula oluyor…

Karanlıkta kalan gönüllere kandil oluyor…

Dağılan yuvalara umut oluyor…

Çünkü her fırtınanın sonunda sığınılacak bir liman vardır. Yeter ki insan, o limana ulaşacak son umudunu kaybetmesin.

Ve unutmayalım; bağımlılık, insanı hayattan koparan en ağır esarettir. Umut ise o esareti kıran en büyük hürriyettir. Bir insanı kurtarmak, bazen bir nesli kurtarmaktır.