Bazen insan, en yakın akrabasını hiç tanımadan yaşar. Aynı soydan
geldiğini bilir ama hikâyesini bilmez. Aynı türküye kulak verir ama o ezginin
hangi bozkırlardan süzülüp geldiğini fark etmez. İşte Nogay Türkleri, hafızamızın
biraz tozlanmış, ama gönlümüzden hiç silinmemiş sayfalarından biridir.
Adlarını, 13. yüzyılda Altın Orda ( ALTIN ORDU) Devleti’nin en nüfuzlu emirlerinden Nogay Han’dan alan Nogay Türkleri; yüzyıllar boyunca İdil (Volga) boylarından
Kafkasya’ya, Karadeniz’in kuzeyinden Anadolu’ya uzanan uçsuz bucaksız bozkırların çocukları
oldular. Tarihin sert rüzgârları onları farklı ülkelere savurdu. Kimi Dağıstan’da, kimi Karaçay-Çerkes’te, kimi Astrahan’da, kimi Romanya’da, kimi de Türkiye’de yeni yurtlar edindi. Ama nerede yaşarlarsa
yaşasınlar, dillerini, geleneklerini, türkülerini ve kimliklerini korumayı başardılar.
Bugün Türkiye’de Nogay kültürünün en güçlü şekilde yaşatıldığı yerlerin başında
Konya’nın Kulu ilçesi ile Ankara’nın Şereflikoçhisar ilçesi gelir. Bu topraklarda yalnızca
insanlar yaşamaz; bozkırın hafızası da yaşar. Büyüklerin anlattığı hikâyelerde,
dombıranın telinde, düğünlerde söylenen ezgilerde ve çocuklara öğretilen ilk
selamda asırların izi saklıdır.
Nogay kültüründe misafir, kapıyı çalan biri değil, bereketi
beraberinde getiren kutlu bir emanettir. Sofraya önce hürmet oturur, sonra insanlar. Büyüklerin sözü dinlenir, küçüklere
sevgiyle yol gösterilir. Çocuk yalnız anne babanın değil, bütün obanın evladıdır.
Çünkü onlar bilir ki bir milleti ayakta tutan yalnız güçlü ordular değil, güçlü
aileler ve sağlam geleneklerdir.
Bozkır insanı için at, yalnızca bir ulaşım aracı değildir;
sadakatin, cesaretin ve hürriyetin sembolüdür. Dombıra ise yalnızca bir saz değil,
tarihin sesidir. Her ezgide bir göçün hüznü, her nağmede bir kavuşmanın sevinci gizlidir. Belki de bu yüzden
Nogay türkülerini dinlerken, anlamını bilmediğiniz kelimeler bile size yabancı gelmez;
çünkü gönlün dili, sözden daha eskidir.
Bu kadim kültürün en canlı aynası ise Sabantoy şenliğidir. “Saban” toprağı işleyen emeği, “toy” ise şöleni ve buluşmayı ifade eder. Yani Sabantoy, alın
terinin bayramıdır. Baharın bereketi, toprağın cömertliği ve insanın emeği aynı meydanda buluşur. At yarışları,
geleneksel güreşler, okçuluk gösterileri, halk oyunları, dombıra
ezgileri, renk renk kıyafetler ve yöresel lezzetler… Hepsi bir araya gelerek
yalnızca bir festival değil, yaşayan bir kültür kitabı oluşturur.
Nogay mutfağı da bozkırın karakterini taşır. Et ve hamurun
ustalıkla buluştuğu yemekler, uzun yolculukların ve paylaşmanın izlerini taşır.
Bir lokma ekmek, bir tas çay ve samimi bir sohbet; bazen en zengin sofralardan
daha değerlidir. Çünkü bozkır kültüründe ikramın
ölçüsü gösteriş değil, gönüldür.
“Bir milleti geleceğe taşıyan şey yalnızca ortak tarih değil,
ortak hafızadır.” İşte Sabantoy tam da bunun adıdır. Çocuklar oyun oynarken
sadece eğlenmez; dedelerinden kalan mirası öğrenir. Gençler yarışırken yalnızca
güçlerini değil, köklerini de tanır. Büyükler ise geçmişi anlatırken aslında
geleceği inşa eder.
Bugün teknoloji sayesinde dünyanın öbür ucuna saniyeler içinde
ulaşabiliyoruz; ama bazen öz kardeşimiz kadar yakın olan kültürleri tanımaya yıllar
yetmiyor. Belki de en büyük yoksulluğumuz, bilgiye ulaşamamak değil; birbirimizi
yeterince tanıyamamaktır.
18 Temmuz’da Konya’nın Kulu ilçesinde, 19 Temmuz’da Ankara’nın Şereflikoçhisar ilçesinde düzenlenecek
“Nogay Türklerinin Mirası Sabantoy” etkinlikleri, sadece bir eğlence programı değildir. Bu buluşmalar, ortak tarihimizin yeniden hatırlanması,
kültürel hafızamızın tazelenmesi ve Türk dünyasının gönül köprülerinin güçlenmesi
adına önemli birer kültür şölenidir.
Belki oraya gittiğinizde ilk kez dombıranın bozkıra
benzeyen sesini dinleyecek, ilk kez bir Nogay büyüğünün duasına “âmin” diyecek,
ilk kez o samimi sofrada kendinizi yabancı değil, yıllardır görüşemediğiniz bir akrabanın evinde
hissedeceksiniz.
Çünkü bazı akrabalıklar nüfus kayıtlarında değil, tarihin
derinliklerinde yazılıdır. Bazı bağlar kan bağıyla değil, kültür bağıyla yaşar.
Haritalar ülkelerin sınırlarını çizer; kültür ise gönüllerin
sınırlarını kaldırır. Nogay Türkleri bize bir gerçeği yeniden hatırlatıyor: Aynı
kökten beslenen milletler birbirine hiçbir zaman yabancı değildir. Biz onlara
haritada uzak olabiliriz; ama hafızamızda, gönlümüzde ve ortak tarihimizde
daima yakınız