Küçük
Kadınlar mı Yetiştiriliyor, Yoksa Çocukların Çocukluğu mu Ellerinden Alınıyor?
“Moda
büyüyor, çocukluk küçülüyor.”
Son yıllarda birçok
anne ve babanın ortak bir serzenişi var:
“Çocuğuma çocuk kıyafeti bulamıyorum.”
Bu cümle ilk bakışta
basit bir alışveriş şikâyeti gibi görünebilir. Oysa meselenin özü çok daha
derindir. Çünkü burada konuşulan yalnızca bir elbise değil; çocukluk,
masumiyet, aile değerleri ve toplumun geleceğidir.
Bir mağazaya
giriyorsunuz…
Kız çocukları için
hazırlanan reyonlarda omzu açık bluzlar, sırt dekolteli elbiseler, göbeği açık tişörtler, vücudu yetişkin kıyafeti
gibi saran modeller, makyaj estetiğini çağrıştıran tasarımlar…
İnsan ister istemez
şu soruyu soruyor:
Bunlar
gerçekten çocuklar için mi tasarlanıyor?
Çocukların dünyasına
neden yetişkin modası taşınıyor?
Çocuk, çocuk gibi görünmeli
değil midir?
Çocukluğu neden büyütmeye
çalışıyoruz?
Anne babalar haklı olarak
şu soruyu dile getiriyor:
“Biz
çocuk kıyafeti istiyoruz. Küçük yetişkin kıyafetleri değil.”
Bu serzeniş küçümsenecek
bir yakınma değildir. Çünkü mesele yalnızca kumaşın kesimi değil; çocuğa nasıl
bakıldığı, onun nasıl konumlandırıldığı meselesidir.
Elbette her açık kıyafet zararlıdır ya
da tek başına bir sonuç doğurur demek doğru olmaz. Bir çocuğun güvenliği ya da
kişiliği yalnızca giydiği kıyafetle açıklanamaz. Ancak çocuk kıyafetlerinin
yetişkin estetiğine göre tasarlanmasının, birçok aileyi rahatsız ettiği de görmezden
gelinemez.
Çocukluk; sadeliğin,
rahatlığın, hareket özgürlüğünün ve masumiyetin dönemidir.
Moda ise bazen tüketimi
artırmak için sınır tanımaz.
İşte tam da burada şu
soru önem kazanıyor:
Moda
çocuklara mı hizmet ediyor, yoksa çocuklar modaya mı kurban ediliyor?
Bugün birçok
ebeveyn mağaza mağaza dolaşıyor.
Diz kapağının altında bir etek…
Normal yakalı bir
tişört…
Rahat bir elbise…
Bulabilmek için
saatler harcıyor.
Bu durum sadece
muhafazakâr ailelerin değil, farklı yaşam tarzına sahip birçok ebeveynin de
dile getirdiği ortak bir rahatsızlıktır. Çünkü mesele inançtan önce çocukluk algısıyla
ilgilidir.
Bir başka yönü de sosyal
medyadır.
Çocukların fotoğrafları
milyonlarca kez dolaşıma giriyor. Görüntülerin kimler tarafından görüldüğünü,
nasıl kullanıldığını ailelerin her zaman bilmesi mümkün olmuyor. Bu nedenle birçok
uzman da çocukların mahremiyetinin korunması gerektiğini, dijital ortamda paylaşımlarda
dikkatli olunmasını vurguluyor.
Çocuk; beğeni
toplamak için sergilenecek bir vitrin değildir.
O, korunması gereken
bir emanettir.
Psikologlar yıllardır
çocukların erken yaşta yetişkin görünümüne zorlanmasının; beden algısı, özgüven
ve kimlik gelişimi üzerinde olumsuz etkiler
oluşturabileceğine dikkat çekiyor. Çocuk, oyun çağında çocuk olmayı yaşamalıdır.
Henüz omuzlarına yetişkin dünyanın beklentileri yüklenmemelidir.
Çocukluğu aceleyle
büyütmenin kazananı yoktur.
Kaybedeni ise
toplum olur.
Üreticilere de bir çağrımız var.
Çocuk kıyafeti
tasarlarken önce modayı değil,
çocuğu düşünün.
Reklamı değil, gelişimi düşünün.
Satışı değil,
sorumluluğu düşünün.
Çünkü çocuk kıyafeti
yalnızca ticari bir ürün değildir; aynı zamanda kültürel ve toplumsal bir mesaj
taşır.
Anne babalara düşen
görev ise çocuklarının rahatını, güvenliğini ve mahremiyetini gözeterek bilinçli
tercihler yapmaktır. Beğenmedikleri ürünleri almamak, taleplerini üreticilere
ve markalara iletmek de bu sürecin önemli bir parçasıdır.
Unutmayalım…
Bir toplum, çocuklarına
verdiği değer kadar güçlüdür.
Onların çocukluğunu
koruyabildiği kadar geleceğini koruyabilir.
Çocukların oyun çağını,
masumiyetini ve doğallığını tüketim anlayışına teslim etmeyelim.
Onları küçük kadınlara
ya da küçük erkeklere dönüştürmeye çalışmayalım.
Çünkü
çocukluk, tekrar geri gelmeyen en kıymetli zamandır.
Ve çocuklar…
Her şeyden önce, çocuk gibi büyümeyi hak
ederler.